Kürt Konferansı: Türkiye dönüm noktasında

2012-12-05 21:10:02
Yazdir

MAXİME AZADİ 21:09 / 05 Aralık 2012 BRÜKSEL - AP’deki Kürt konferansında AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin içinde bulunduğu durum bir çok boyutu ile tartışıldı. AP Sol Grup Üyesi Jürgen Klüte Türkiye’nin “önemli bir dönüm noktasında” olduğunu söylerken, BDP Eşbaşkan Yardımcılarından Meral Danış Beştaş, AB’nin Türkiye’ye ilişkin raporlarının gerçekleri yansıtmadığını ve AKP hükümetini cesaretlendirdiğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu’na düzenlenen 9. Uluslararası Kürt Konferansı’nın 5 Aralık’ta yapılan ilk günkü oturumunda Avrupa Konseyi Eski Genel Sekreteri Walter Schwimmer, AP Kürt Dostluk Grubu Koordinatörü ve Sol Grup Üyesi Jürgen Klüte, AP Kürt Dostluk Grubu Koordinatörü ve Sol Grup Üyesi Jürgen Klüte, yazdığı bir kitap nedeniyle tutuklu kaldıktan sonra bir süre önce serbest bırakılan gazeteci Ahmet Şık, BDP Eşbaşkan Yardımcılarından Meral Danış Beştaş, İHD Bölge Temsilcisi Raci Bilici, Kocaeli Üniversitesi’nden Prof. Sevtap Yokus, Roboski katliamında çok sayıda yakınını yitiren Ferhat Encü, Akademisyen Özgür Sevgi Göral birer konuşma yaptılar.

SCHWIMMER: TÜRKİYE’NİN İKNA EDİLMESİ LAZIM

Avrupa Konseyi Eski Genel Sekreteri Walter Schwimmer, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için her şeyden önce Türkiye’nin ikna edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Türkiye’yi ikna etmek lazım. Türkiye AB için bu reformları yapmayacak, Türkiye’deki bütün vatandaşlar için yapacak” dedi.

“Benim için Türkiye’nin ikna olması, kendi başına bu reformların gerekliliğine ikna olması gerekiyor” derken, AB’yi de bu konudaki yetersiz rolünden dolayı eleştiren Schwimmer, Türkiye cezaevlerindeki siyasi tutsaklara da değindi. “Bir tek siyasi tutuklu bile demokratik bir ülkede fazladır” diyen Schwimmer, kağıt üzerinde bir şeylerin yapıldığını ancak uygulamaya yansımadığını kaydetti. Schwimmer, “Türk yargı sistemi uygulamalarını değiştirmeli. Türk yargı sistemi yasayı istediği gibi yorumlayabiliyor. Türk hükümeti bunun bilincinde olmalı” diye ifade etti.

KLÜTE: TÜRKİYE BİR DÖNÜM NOKTASINDA

AP Kürt Dostluk Grubu Koordinatörü ve Sol Grup Üyesi Jürgen Klüte, Türkiye’de yurttaşlık haklarının kısıtlandığına işaret ederken, tutsakların açlık grevi eyleminin 68.gününde sonlanması konusuna da değindi. “Açlık grevinde olanların Abdullah Öcalan’ın çağrısına uyması hepimizi çok rahatlattı” diyen Klüte, “Türkiye hiç olmadığı kadar önemli bir dönüm noktasında bulunuyor” tespitinde bulundu.

Kürtlerin haklarının tanınması doğrultusunda cesur adımların atılması gerektiğini söyleyen Klüte, Türkiye’nin Brüksel büyükelçisinin kendilerine gönderdiği mektupta Kürt konferansına tepki gösterdiğine dikkat çekti. Klüte, “Özellikle Brüksel’deki Türkiye büyükelçisinin ithamlarının aksine biz herhangi bir biçimde bu çatışmasının tırmanması, ya da bir terör tanımlamasını desteklemek için değil, barışın gelişmesini istiyoruz. Bize yöneltilen suçlamaları kabul etmiyoruz. Biz barışçıl yolun her zaman aranması gerektiğine derin bir inanç taşımaktayız” şeklinde konuştu.

MİRANDA: KATILIM OLMADAN DEMOKRASİ OLMAZ

AP Yeşiller-ALE grubu üyesi Galisyalı milletvekili Ana Miranda, “Türkiye’nin günün birinde AB’ye olmasını dilerim” şeklinde sözlerine başlarken, Türk devletinin bugün kendi karşıtları hakkında kovuşturma yürüttüğü tepkisinde bulundu. “Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını Türkiye kabul etmiyor” ifadesini kullanan Miranda, ifade ve basın özgürlüğü ile azınlık hakları konusunda Türkiye’nin AB’ye üyelik müktesebatını yerine getirmediğini kaydetti.

Türkiye’nin demokrasi ve özgürlükleri kabul etmesi gerektiğinin altını çizen Miranda, tutuklu gazetecilere dikkat çekerek “İnsanların bu temel özgürlükleri talep ettikleri için tutuklanmalarını kabul edemeyiz” diye konuştu.

“Bu siyasi özgürlükler kabul edilmedikçe kesinlik Türkiye AB üyesi olamaz” diyen Miranda, tutuklu BDP yöneticileri ve üyelerini de hatırlattı. Miranda, azınlık hakları konusunda özellikle de Kürtlerin kendilerini yönetme imkanına sahip olmaması, kendi anadillerinde eğitim görmemeleri, mahkeme önünde kendi anadillerinde savunma yapabilmeleri, özerk bir yönetime sahip olmaları gibi sorunlara işaret ederek, “Bütün bunlar yerine getirilmiyor” dedi.

“Ülke içindeki çeşitlilik kabul edilmeli” şeklinde sözlerini sürdüren Miranda, “Katılım olmadan demokrasi olamaz. Siyasi diyalog yeniden başlatılsın. Açlık grevinin sona ermesinden sonra bu talep daha büyük bir önem taşımaktadır” vurgusunu yaptı.

Miranda, “Barışçıl bir diyalogun sürdürülmesini talep ediyoruz” diyerek, “Meclis grubumuz olarak gereken her desteği sağlayacağız. Gerileme yerine gelişme, dışlama yerine katılımın altını çizmek istiyorum. Artık bu dönüm noktasında olumlu gelişmeler olmalı” diye ekledi.

ŞIK: MEDYA HERKESİ MAYMUN ETMEYE ÇALIŞIYOR

Gazeteci Ahmet Şık, konuşmasının başında sorunların başında “Türk sorununun” geldiğine dikkat çekerek, “Türk sorununu halledersek, bütün sorunları halledebileceğimi düşünüyorum” dedi.

Yazdığı kitap nedeniyle hapse atıldığını hatırlatan Şık, “Halen 70’in üzerindeki gazeteci de tıpkı benim gibi ‘teröristlikle’ suçlanıyor” diye belirtirken, “AKP hükümeti ve Gülen cemaatini zulmünden payını alanların sadece gazeteciler olmadığını” ifade etti ve tutuklu diğer muhaliflere değindi.

Mevcut hükümetin Türkiye’de daha öncekilerin yaptığı gibi baskı, şiddet ve korkuyla varlığını sürdürmeye çalıştığını söyleyen Şık, ifade özgürlüğü konusunda Türkiye’de en karanlık dönemlerden birinin yaşandığını kaydetti.

Şık konuşmasında Türk medyasının iktidar ile olan ilişkilerinin tarihsel olarak ortaya koyduktan sonra, bugün artık medyanın “üç maymunu olmakla kalmayıp, herkesi maymun etmekle uğraştığını” kaydetti.

BEŞTAŞ: AB, AKP’Yİ CESARETLENDİRİYOR

BDP Eşbaşkan Yardımcılarından Meral Danış Beştaş, Avrupa Birliği’nin Türkiye’deki baskılar karşısındaki sessizliğini eleştirdi. “Avrupa Birliği Türkiye’ye benzemeye başladı sanki” diyen Beştaş, özetle şunları söyledi:

Kürt meselesinin temel parametlerinden biri eşit yurttaşlıktır. Türkiye’de hukuk eşit değildir. Bir düşman ceza hukuku olanca hızıyla devam ediyor. Binlerce insan “düşman” kategorisi içinde.

Diyarbakır’da bir gösteriye verilen ceza ile Kayseri’de yapılan gösteriye verilen ceza aynı değil. Hukuk önünde eşitlikten söz etmek çok iddialı bir kavram.

3. yargı paketi, AB uyum sürecinde çok ileri bir adım gibi takdim edildi. Bu yargı paketinde adli kontrol var. Yasayı uygulayan zihniyetin nasıl olduğu, iktidarın yaklaşımı önemli.

AKP iktidarı sürekli AB’ye, dünyaya, sürekli soğukkanlılıkla, taammüden, paketler çıkararak, ‘anadilde savunma hakkını tanıyorum’ gibi bir siyaset yürütüyor. Gerçeği öyle değil.

AB 2012 ilerleme raporu, aslında bence, cinayeti taksire indirgeyen bir şey. İlerleme raporunda objektif bir değerlendirmeye tabi tutulmuyor.

Anadilde savunma hakkı tanınması olumlu karşılanıyor. Elbette olumlu, ama kendi paran varsa kendi savunmanı yapabilirsin, duruşmada sadece iki kez konuşabilirsin.

Anaysa yapım çalışması devam ediyor. Doğru, önemli bir süreç. Kapsayıcı anayasa yapılmadan hiçbir sorun çözülmez ama tartışmalar güllük gülistanlık geçiyor denilemez. Halen vatandaşlık tanımı yazılmadı, anadilde yaşam yazılmadı, eşitlik maddesi yazılmadı.

Sayın Abullah Öcalan’a yönelik, kendi iç hukukumuza göre de asla savunulamayacak bir tecrit var. İnsanlık dışı. Eşitlik ve hukukla bir ilişkisi yok.

Başbakan bu konuda (avukatların İmralı’ya gidişinin engellenmesi konusunda) açıkça “ben hukuk tanımıyorum” diyor. AB müktesebatına da aykırı. Buna karşı net bir tutum ortaya konulmalı ama bir ölüm sessizliği var.

Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde çıkarılan yasalar: Birincisi, yasaların kendinde bir sorun var. AB müktesebatına uygun değil, Türkiye kendisine özgü bir şekilde özü boşaltılarak yapıyor. Uygulayıcıları elinde de neredeyse yok ediliyor.

AB raporları, uygulamada Türkiye gerçekliğini göstermiyor ve iktidarın pratiğini cesaretlendirici bir rol oynuyor.

Sayın Helene Flautre’un ‘Kürt sorununun çözümsüzlüğü Türkiye demokrasisine zarar veriyor” demişti, ben de kendi tespitimi yapıyorum: “Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’de demokrasi olamaz.”

BİLİCİ: 2012 TÜRKİYE’SİNDE TABLO SON DERECE KORKUNÇ

İHD Bölge Temsilcisi Raci Bilici, AKP’nin iktidara geldikten sonra geleneksel devlet politikalarını bir bir uyguladığını ifade ederek, “tek devlet, tek millet ve tek dil yaklaşımları ustaca sergilemeye başladığını” söyledi.

Bilici Türkiye’nin bugünkü halini hak ihlallerine ilişkin verdiği istatistiklerle anlattı. 2009’da Kürt legal partisinin yerel seçimlerde 99 belediye kazanması ardından başlatılan KCK operasyonlarını anlatan Bilici, “Bugüne kadar da bu operasyonlar hızından bir şey kaçırmadı” dedi.

2012 yılında 12 bin 600 kişi siyasi gerekçelerle gözaltına alındığını belirten Bilici, diğer önceki yılarla kıyaslama yaparak artışa dikkat çekti. “Sadece Kasım 2012 kişi gözaltına aldı, bunların 230’u aşkını çocuk, 300 kadarı öğrenci” diyen Bilici, “2012 Türkiye’sinde tablo son derece korkunç ve vahim durumunda” vurgusunu yaptı.

Erdoğan’ın “tek”lere son yıllarda “tek din” vurgusunu da yaptığına dikkat çeken Bilici, “Devlet aklı, hükümetin amacının Türkiye’nin geleceğine ciddi bir ipotek koymak olduğunu herkes biliyor” diye ekledi.

76 gazetecinin tutuklu olduğunu da belirten Bilici, Kürt sorununun çözümünde “adım atmak yerine idam cezasını geri getirmek isteyen bir Başbakan ile karşı karşıyayız” dedi. Bilici, 1988 yılından bu yana 567 çocuk çeşitli şekillerde katledildiğini ifade ederken, Roboski katliamına da değinerek, “Roboski katliamı ardından Başbakan’ın çıkıp Genelkurmay Başkanı’na teşekkür ettiği bir ülkedeyiz (…) Başbakan’ının dokunulmazlıkların kaldırılması için “yargıya talimat verdim” dediği bir ülkede demokrasinin kırıntısında bahsetmek mümkün değil” dedi.

AKP hükümetinin kendilerine oy vermeyen “öteki yüzde 50 biat etmeye zorladığını” dile getiren Bilici, “Bu baskılar Türkiye’yi bölünmeye götürecektir” dedi ve şu talepleri sıraladı: “Öcalan’ın rolünün çok net olarak görülmesi ve Kürtlerin onu kendisine muhatap olarak kabul ettiğinin görülmesi, ve bu tecridin derhal sona erdirilmesini istiyoruz.”

YOKUŞ: ZÜBEYİR AYDAR TÜRKİYE’DEN GİTTİĞİNDEN BERİ ÇOK DA ŞEY DEĞİŞMEDİ

Kocaeli Üniversitesi’nden Prof. Sevtap Yokus, kendi gençlik yılarından anekdotlar verirken “Türkiye İnsan hakları konusunda nerden nereye geldi?” diye sorduktan sonra konferansa salonunda hazır bulunan KNK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar’a dönerek, “Sevgili Zübeyir Aydar sen gittiğinden beri çok da bir şey değişmedi” dedi.

Avrupa insan hakları savunucularına seslenen Yokuş “Herkesin çözüme yöneldiği bu süreçte desteğe ihtiyacımız var” dedi. Yeni anayasa tartışmalarına değinen Yokuş, “Yeni bir anayasa şu ana erekle oluşturulursa yeni olacak: Türkiye’de bu çatışmaya çözüm olabilecekse, ya da çözüm için bir adım olabilecekse.”

“Eğer yeni anayasadan beklenti bu değilse, yeni olmayacaktır. Yöntem konusunda ise herkesin katılı ile olursa yeni olabilir” diye belirten Yokuş, “Anayasa konusunda durum iyi değil. Cumhuriyetten bu yana yasalar siyasal bakış açısıyla oluşturuldu. O gün bugündür makul bir vatandaş arandı: Sünni, laik ve Türk. Bunun dışındakilerin tamamı ötekileştirilmiştir, en fazla da Kürtler. Hukuksal düzen tamamen bu çerçevede düzenlenmiş.”

12 Eylül 1980 anayasasına dikkat çeken Yokuş, “1980 anayasası ideoloji içermektedir, bu milliyetçilik ve devletçiliktir. Yani Atatürk milliyetçiliği ve devletçilik” dedi.

Yokuş, bu anayasada “aslolan birey değil anayasada aslolan devlettir, birey onun hizmetindedir” diyerek bunun totaliter bir yaklaşım olduğunu ifade etti. En büyük sıkıntını özgürlükler konusunda yaşandığını söyleyen Yokuş, anayasadaki Türklük tanımının “etnik tanımla bütünleştirilmiş” olduğunu belirterek bunun sayısız örneğinin anayasada yer aldığını kaydetti.

“Bu anayasadan kurtulmak ancak barış temelli bir anayasa ile olur” diyen Yokuş, bunun için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: “Vatandaşlık tanımı, yerel özerliğin tanınması, anadilde eğitimin önünü kapatacak her türlü engelin aşılması.”

ENCÜ: DEVLET BOMBA OLUP ÜZERİMİZE YAĞDI

Roboski katliamında çok sayıda yakınını yitiren Ferhat Encü Roboski katliamını anlatırken, sınır ticaret, devletin döşediği mayınlar, ve hava saldırına ilişkin bir sunum yaptı. “Biz bu sınırları tanımıyoruz” diyen Encü’nün konuşması sırasında Roboski katliamı ve sonrasında ailelerin adalet arayışı fotoğraflarla anlatıldığı bir sinevizyon gösterimi yapıldı

Katliam anından bahsederken “Devlet bomba olup gökten üzerimize yağdı” diyen Encü, adalet yerini bulana kadar da devletin verdiği tazminatı almayacaklarını söyledi.

Encü, AP’den Roboski katliamının insanlık suçu olarak tanınmasını isteyerek, “Roboski’de adalet sağlanmazsa gelecek karanlık olacak” diye sözlerini tamamladı.

Akademisyen Özgür Sevgi Göral, kadınların durumunu istatistiklerle anlattı. Yılın ilk altı ayda 93 kadın öldürüldüğünü ve AKP döneminde kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığını söyleyen Göral, toplumdaki ataerkil yapıya dikkat çekerek, “Devlet tarafından kadınlara yönelik gereken koruma sağlanmıyor” dedi.

“Siyasi, toplumsal önlemlerin alınmadığını” kaydeden Göral, “Kadın cinayetlerini Kürtlere mal etmek, ırkçı ve ayrımcı bir yaklaşımdır” dedi. Yaşanan mevcut savaşın şiddet olgusunu dayattığını ifade eden Göral, uluslararası topluma dayanışma çağrısında bulundu. Göral, “Hem ulusal hem de uluslararası çerçevede daha çok desteğe ihtiyacımız var. Ancak kadın cinayetlerinin böyle önüne geçebiliriz” dedi.



HPG BİM, 21 Ekim gününden itibaren Şengal’e bağlı Solak mıntıkasından Şengal Dağı’na saldırıp girmek isteyen çeteler ile HPG gerillaları ve YBŞ güçleri arasında yoğun çatışmalar yaşandığını açıkladı. HPG BİM, çatışmalarda 15 çete üyesinin öldürüldüğünü belirtti.

HPG Basın İrtibat Merkezi (BİM) 21 Ekim gününden itibaren Şengal’e bağlı Solak mıntıkasından Şengal Dağı’na saldırıp girmek isteyen çeteler ile HPG gerillaları ve YBŞ güçleri arasında yoğun çatışmalar yaşandığını kaydetti. Yaşanan bu çatışmalarda net 15 çete üyesinin öldürüldüğünü açıklayan HPG BİM, “Bu bölgelerde çatışmalar halen sürmektedir. [...]

ANKARA (DİHA) - İbn-i Sina Hastanesi'nin önünde Büyükşehir Belediyesine ait tıbbi atık aracı patlarken, çok sayıda tıbbi atık malzemesi çevreye saçıldı. Olayda iki kişi yaralandı.

Ankara Üniversitesi, İbn-i Sina Hastanesi'nin acil servis önündeki park halinde bulunan ve içerisinde tıbbı malzeme olduğu belirtilen kamyonda patlama meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Ankara Büyükşehir Belediyesi Tıbbi Attık Aracına yüklenen atıklar bilinmeyen bir nedenden dolayı patladı. Saat 13.00 sıralarında meydana geldiği belirtilen patlama sonucu, kamyonun kasasında hasar oluşurken kamyona tıbbi malzeme taşıyan bir işçi iki kişinin yaralandığı bildirildi. [...]

Kobanê’de dün geceden bu yana son günlerin en şiddetli çatışması yaşandı. DAİŞ çeteleri Boydê sınır hattında bulunan sivillerin üzerine ateş açtı. Cami ve evlere kurşunlar isabet ederken, Türk askerinin de çetelere değil, YPG/YPJ savaşçılarının bulunduğu mevzilere ateş açtığı belirtildi.

Kobanê’nin doğu, batı ve güney cephesinde çatışmalar şiddetini artırarak devam ediyor. Edinilen bilgilere göre, dün geceden bu yana DAİŞ çeteleri yoğun saldırıda bulunurken, YPG/YPJ güçleri de eylemlerle karşılık verdi. Çatışmaların şiddetli geçtiği alanlardan biri de, Kobanê’nin batısında bulunan Til Şeîr bölgesiydi. [...]

Kobanê’de savaş kızışırken, çatışma noktalarını gören tepeler tam seyirlik. Hem batı cephesindeki hem de doğu cephesindeki çatışmaların en net görüldüğü Medresat Tepesi gündüz savaş izleyicilerinden geçilmiyor.

Kobanê’de DAİŞ çetecilerinin saldırılarına karşı YPG ve YPJ savaşçılarının direnişi 38’inci gününe girerken, Kobanê’yi tam karşıdan gören tepeler dolup taşıyor. [...]

ŞIRNAK (DİHA) - Kobanê'de yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren YPG'liler Ferhat Taşkın (Ferman Agir), Azad Bilen (Cuma Goyi) ve Lokman Ataman'ın (Haki Xemgin) cenazeleri, Şırnak Cizre'de 10 binlerce kişi tarafından karşılandı. YPG'lilerin naaşları, cenaze namazı kılındıktan sonra defnedilmek üzere Beytüşşebap ve Silopi ilçelerine uğurlandı. [...]

Yukarı Uç Dostum Yukarı Uç Dostum Yukarı Uç Dostum Yukarı Uç Dostum
Powered by bestanuce.com & Copyright 2012-2014 info@bestanuce.com

Bestanuce1.comon Google+